21 Eylül 2026 · Av. Sinan Cem GÖDE

Av. Sinan Cem Göde · 21 Eylül 2026

Güncellik ve kapsam notu. Bu yazı, 21 Eylül 2026 itibarıyla kamuya açık kaynaklara ve Sermaye Piyasası Kurulu duyurularına dayanmaktadır. Olay hızla gelişmekte olup, yeni kararlar değerlendirmeleri etkileyebilir. Yazı yalnız bir inceleme niteliğindedir; somut bir uyuşmazlık için hukuki mütalaa yerine geçmez. Ceza soruşturmasına ilişkin bilgiler basına yansıyan iddialardan ibarettir; hiçbir gerçek veya tüzel kişi hakkında suç isnadı içermez ve masumiyet karinesi tamamen saklıdır.

Özet

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla Tera Portföy dahil yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu yaklaşık 130 yatırım fonunu işleme kapatmış ve tasfiyesine karar vermiştir. Basına yansıyan bilgilere göre kriz 500 binden fazla yatırımcıyı etkilemektedir. Bu çalışmada, zarar gören yatırımcıların SPK aleyhine idari yargıda tam yargı davası açıp açamayacağı incelenmektedir. Varılan sonuç ise kısaca şudur: Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun amaç hükmü ve hizmet kusuru doktrini birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir davanın hukuki dayanağı mevcuttur. Ne var ki davanın başarısı; hizmet kusurunun somutlaştırılmasına, zarar ile SPK’nın eylemsizliği arasındaki illiyet bağının kurulmasına ve henüz tasfiye sürecinde olan zararın doğru hesaplanmasına bağlıdır. Çalışmada iki ayrı dava yolu (işlem kaynaklı ve eylem kaynaklı tam yargı) ayrıştırılmakta, süreler hesaplanmakta ve davanın zayıf noktaları da tartışılmaktadır.

Anahtar kelimeler: tam yargı davası, hizmet kusuru, Sermaye Piyasası Kurulu, yatırım fonu tasfiyesi, idarenin sorumluluğu, 6362 sayılı Kanun, İYUK m.12-13

Giriş

Yatırım fonları, küçük tasarruf sahiplerinin profesyonel yönetim altında sermaye piyasasına eriştiği en yaygın araçlardan biridir. Bu nedenle fon sistemine duyulan güven, doğrudan düzenleyici otoritenin gözetim ve denetim faaliyetine yaslanır. Eylül 2026’da ortaya çıkan fon krizi ise bu güvenin sınırlarını tartışmaya açmıştır.

Krizin ardından yatırımcıların önündeki hukuki yollar çoğunlukla özel hukuk ekseninde ele alınmaktadır: portföy yönetim şirketinin, portföy saklayıcısının ve satışa aracılık eden kuruluşun sorumluluğu. Bu çalışma ise daha az tartışılan bir soruya odaklanmaktadır: Düzenleyici ve denetleyici otorite olarak SPK, gözetim görevini geç veya eksik yerine getirmişse, bundan doğan zarar için idare aleyhine tam yargı davası açılabilir mi?

I. Olgusal Çerçeve

A. Krizin kronolojisi

Aşağıdaki kronoloji, kamuya açık kaynaklarda yer alan ve tam yargı davası bakımından önem taşıyan olguları derlemektedir. Özellikle SPK’nın riskten ne zaman haberdar olduğu hususunun hizmet kusuru değerlendirmesi açısından önem arz edeceği kanısındayız.

TarihGelişmeKaynak
4 Kasım 2025SPK Başkanı, fonların manipülasyon amacıyla kullanılmasına karşı “Fon yöneticilerini uyardık ama anladık ki artık bu uyarımızı dinlemeyenlere ceza vermenin zamanı gelmiştir” ve “Fonlara zarar gelmesine müsaade edemeyiz” açıklamalarını yapmıştır.[1]
Haziran 2026MSCI, piyasa sınıflandırma değerlendirmesinde küçük ölçekli şirketlerde fonlar aracılığıyla koordineli işlem yapılabileceği ve fiili dolaşım oranlarının olduğundan yüksek gösterilebileceği yönündeki endişelere yer vermiştir.[2], [3]
28 Ağustos 2026SPK, serbest fonlara fiili dolaşım oranına bağlı yoğunlaşma sınırları getiren düzenlemeyi kabul etmiştir; düzenlemenin gerekçesi, birden fazla fonun aynı paya yönelerek fiili dolaşımın önemli bölümünü kontrol etmesinin önlenmesidir.[4]
15 Eylül 2026Pusula Portföy’e ait fonlarda katılma payı iade ödemeleri yapılamamıştır.[2]
16 Eylül 2026Tera Portföy’ün iki fonunda benzer ödeme sorunları yaşanmış, bazı serbest fonlarda iade koşulları değiştirilmiştir.[2]
17 Eylül 2026SPK Karar Organı’nın 57/1708 sayılı kararıyla yedi portföy yönetim şirketinin (Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus, Bulls) fonları TEFAS’ta işleme kapatılmış ve tasfiyelerine karar verilmiştir.[5], [6]
18 Eylül 2026Tasfiye işlemleri için Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası görevlendirilmiş; azami tasfiye süresi üç ay olarak açıklanmıştır.[2]
20 Eylül 2026SPK Karar Organı’nın 59/1710 sayılı kararıyla üç aylık tasfiye süresi altı aya uzatılmıştır.[5]

Kaynaklar arasında tasfiye edilen fon sayısı 130 veya 131 olarak farklı biçimlerde aktarılmaktadır. Basında yer alan verilere göre ilgili fonların toplam büyüklüğü yaklaşık 826 milyar TL’dir ve kriz 514 binden fazla yatırımcıyı etkilemektedir.[2]

B. Tasfiye usulü

SPK’nın 21 Eylül 2026 tarihli basın duyurusuna göre fon tasfiye usul ve esasları 2026/61 sayılı Kurul Bülteni’nde ilan edilmiş, bu esaslardan yalnızca tasfiye süresine ilişkin (A/8) numaralı madde değiştirilmiştir. Kurul, altı aylık sürenin tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini ve koşullara bağlı olarak daha erken tamamlanabileceğini açıklamıştır.[5] Tasfiye; fon varlıklarının nakde çevrilmesi ve elde edilen tutarın yatırımcılara payları oranında dağıtılması biçiminde yürümektedir.[7]

Bu olgu, zararın hesaplanması bakımından belirleyicidir. Yatırımcının nihai zararı, tasfiye sonunda eline geçecek tutar belli olmadan kesin olarak tespit edilemeyecektir.

C. Ceza soruşturması

Basına yansıyan bilgilere göre soruşturma, 6362 sayılı Kanun’un 107. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı iddiası çerçevesinde yürütülmekte, çok sayıda kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanmaktadır.[8] Soruşturma sürmekte olup iddiaların sübutu yargı merciilerine bağlıdır. Bu yazı, bireysel ceza sorumluluğunu değil, idarenin sorumluluğunu konu almaktadır.

II. Sorumluluğun Katmanları: Özel Hukuk ve Kamu Hukuku Ayrımı

Fon yatırımcısının zararından birden fazla süjenin, farklı hukuki temellerle sorumlu tutulabileceğini düşünmekteyiz. Bu katmanların ayrıştırılması, hem görevli yargı yolunun belirlenmesi hem de çifte tazmin yasağı bakımından önemlidir.

Muhtemel sorumluHukuki temelYargı yolu
Kurucu portföy yönetim şirketi6362 sayılı Kanun ve fon içtüzüğüne aykırı yönetim; özen ve sadakat yükümlülüğüAdli yargı
Portföy saklayıcısıSaklama ve gözetim yükümlülüklerine aykırılıkAdli yargı
Satışa aracılık eden kuruluşYatırımcı profiline uygunluk ve bilgilendirme yükümlülükleriAdli yargı
Sermaye Piyasası KuruluGözetim ve denetim görevinin geç veya eksik yerine getirilmesi (hizmet kusuru) ya da hukuka aykırı idari işlemİdari yargı (tam yargı davası)

Özel hukuk kaynaklı sorumluluk ile idarenin sorumluluğu birbirini dışlamaz; ancak aynı zararın iki kez tazmin edilmesi de mümkün değildir.[7] Bu nedenle SPK aleyhine açılacak bir davada, özel hukuk yollarıyla elde edilen veya edilecek tutarların ve tasfiye paylarının zarardan düşülmesi gerekecektir.

Bu noktada Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin rolüne de değinmek gerekir. Mevcut düzenleme, yatırım kuruluşlarının nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüklerini yerine getirememesi halini kapsar; fon portföyündeki değer kaybını karşılayan bir sigorta niteliği taşımaz.[7], [2] dolayısıyla fon değerindeki düşüşten kaynaklanan zarar bakımından bu mekanizmaya dayanmanın mümkün olmadığı görüşündeyiz.

III. SPK’nın Tazmin Sorumluluğunun Dayanakları

A. Anayasal dayanak

İdarenin sorumluluğunun temel dayanağı, Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasıdır:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

Bu hüküm, idarenin sorumluluğunu yalnızca hukuka aykırı işlemlerle sınırlamamakta, idarenin eylemlerini ve eylemsizliklerini de kapsamaktadır. Sermaye piyasaları bakımından ise Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrası, devlete özel bir koruma görevi yüklemektedir:

“Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır (…)”

Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sermaye piyasasının sağlıklı işleyişini sağlamakla görevli idarenin bu görevi yerine getirmemesinden doğan zararın, Anayasa düzeyinde tazmin yükümlülüğüne bağlandığı sonucuna ulaşılabilir.

B. Kanuni dayanak: 6362 sayılı Kanun ve SPK’nın konumu

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun amaç hükmü, SPK’nın gözetim görevinin kimin yararına olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

“Bu Kanunun amacı; sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesidir.”[9]

Kanun koyucu, düzenleme ve denetim faaliyetini doğrudan yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacına bağlamıştır. Yani yatırımcı, denetim faaliyetinin yalnızca dolaylı değil, doğrudan korunan muhatabıdır.

SPK’nın kendi tanımına göre Kurul, “idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu tüzel kişisidir ve kendisine verilen görev ve yetkileri kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır.”[10] Kurum, gözetim ve denetimi, tedbir ve yaptırım uygulamayı temel fonksiyonları arasında saymaktadır.[10] Danıştay da SPK’nın faaliyetini kamu gücüne dayanan bir kamu hizmeti olarak nitelendirmiştir.[11] Kamu tüzel kişiliği ve özerk bütçesi nedeniyle husumetin doğrudan SPK’ya yöneltilebileceği yönünde bir görüntü oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

C. Hizmet kusuru doktrini

Türk idare hukukunda idarenin kusura dayalı sorumluluğu, hizmet kusuru kavramı etrafında şekillenir. Doktrinde hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ve hiç işlememesi olarak üç görünümde incelenir.[12] Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da idarenin, yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken “hizmetin zamanında ve gereği gibi işlemesine devamlı olarak nezaret etmek” zorunda olduğunu vurgulamıştır.[12]

Denetim görevinin yerine getirilmemesi de hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmektedir. Danıştay içtihadında, işyerlerini etkin biçimde denetlemeyen idarenin, bu eksiklik nedeniyle doğan zarardan sorumlu tutulduğu örnekler aktarılmaktadır.[12] Aynı mantığın sermaye piyasası gözetimine uygulanmaması için de teorik bir engel bulunmadığını düşünüyoruz.

Fon krizi bakımından ileri sürülebilecek hizmet kusuru biçimi, ağırlıklı olarak hizmetin geç işlemesidir. Kronolojide görüldüğü üzere, SPK Başkanı Kasım 2025’te fon yöneticilerinin uyarıldığını ve uyarıların dinlenmediğini kamuya açık biçimde ifade etmiştir.[1] Bununla birlikte fonların yoğunlaşmasını sınırlayan kapsamlı düzenleme Ağustos 2026 sonunda kabul edilmiş ve uyum için ayrıca geçiş süresi öngörülmüştür.[4], [2] Aradaki yaklaşık on aylık dönemde riskin büyüdüğü iddiası basında da dile getirilmiştir.[13] Bu olgular, idarenin riski bildiği hâlde etkili tedbiri gecikmeli aldığı yönünde güçlü bir karine oluşturmaya elverişlidir.

D. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi boyutu

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi, devlete yalnızca mülkiyete müdahale etmeme değil, mülkiyetin etkili kullanımını korumak için pozitif tedbirler alma yükümlülüğü de yükler.[14] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Öneryıldız/Türkiye kararında devletin, güvenliksiz koşullar sonucunda mülke zarar verilmesini önlemek amacıyla etkili önlemler alma yükümlülüğü bulunduğunu kabul etmiştir.[14], [15]

Kararın olgusal zemini bir çöplük patlamasıdır ve sermaye piyasası uyuşmazlığına doğrudan aktarılamaz. Ancak ilkesel düzlemde, “bilinen riske karşı zamanında ve etkili tedbir alma” yükümlülüğü, iç hukuktaki hizmet kusuru değerlendirmesini destekleyen bir yorum ölçütü olarak kullanılabilir.

IV. İki Ayrı Dava Yolu

SPK aleyhine başvurulabilecek tam yargı yolu, zararın kaynağına göre iki farklı biçimde kurgulanabilir. Bu ayrım, özellikle süreler bakımından hayati önemdedir.

A. İşlem kaynaklı yol: 17 Eylül 2026 tarihli karara karşı iptal ve tam yargı davası

İlk yol, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli ve 57/1708 sayılı kararının kendisine yöneliktir. İYUK’un 12. maddesi bu imkanı tanır:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler.”[16]

Bu yolun görünümü, kararın alınmasından önce geçerli biçimde katılma payı iade talimatı vermiş, ancak işleme kapatma nedeniyle ödemesini alamamış yatırımcılar bakımından ortaya çıkmaktadır. Doktrinde de tedbirin hukuka uygunluğunun yalnızca amacıyla değil, gerekçesi, kapsamı, süresi ve bireysel haklara etkisiyle ölçülmesi gerektiği vurgulanmıştır.[17]

Ne var ki bu yolun sınırları da açıktır. İşleme kapatma ve tasfiye kararı, yatırımcıların bütününü korumak amacıyla alınmış bir tedbirdir. Kararın iptali, bazı yatırımcılar lehine sonuç doğurabilirken diğerlerinin aleyhine işleyebilir. Bu nedenle iptal talebi yerine, doğrudan tam yargı talebiyle ve ölçülülük ilkesine aykırılık iddiasına odaklanan bir kurgu daha isabetli olabilir.

Süre: İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gündür.[16] Kararın yatırımcılara ayrıca tebliğ edilmediği dikkate alındığında, en temkinli hesap kararın ilan tarihini esas almaktır. 17 Eylül 2026 tarihli ilanı izleyen günden başlanarak hesaplanan süre 16 Kasım 2026 Pazartesi günü sona ermektedir. Sürenin başlangıcına ilişkin farklı görüşler ileri sürülebilecek olsa da hak kaybı olasılığını ortadan kaldırmak için bu tarih esas alınmalıdır.

B. Eylem kaynaklı yol: Gözetim görevinin geç veya eksik yerine getirilmesi

İkinci ve kapsamı daha geniş yol, SPK’nın bir işleminden değil, gözetim ve denetim görevini zamanında yerine getirmemesinden kaynaklanan zarara dayanır. Burada dava konusu, idarenin eylemsizliğidir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi bu durumda önce idareye başvurulmasını şart koşar:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurması gereklidir.”[18]

İstemin reddi hâlinde ret işleminin tebliğini izleyen günden, otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir.[18]

Bu yolda hizmet kusuru, yukarıda aktarılan kronoloji üzerinden kurulacaktır: SPK’nın Kasım 2025’teki açıklaması, Haziran 2026’daki uluslararası uyarı ve Ağustos 2026 sonundaki düzenleme arasındaki süre, idarenin riski bildiği hâlde etkili tedbiri geciktirdiği iddiasının olgusal omurgasını oluşturur.

Süre: Bir yıllık başvuru süresi, zararın öğrenilmesiyle başlar. Krizin kamuoyuna yansıdığı 15 Eylül 2026 esas alındığında, en temkinli hesapla idareye başvurunun 15 Eylül 2027 tarihine kadar yapılması gerekir. Tasfiyenin sonuçlanmasını beklemek, bu süreyi durdurmaz.[17]

Ölçütİşlem kaynaklı yolEylem kaynaklı yol
DayanakİYUK m.12İYUK m.13
Dava konusu17.09.2026 tarihli ve 57/1708 sayılı Kurul kararıGözetim ve denetim görevinin geç veya eksik yerine getirilmesi
Ön koşulİdareye başvuru zorunlu değilÖnce SPK’ya başvuru zorunlu
Temkinli son tarih16 Kasım 2026 (dava)15 Eylül 2027 (idareye başvuru)
En güçlü olduğu yatırımcı grubuKarardan önce iade talimatı vermiş olanlarDeğer kaybına uğrayan tüm katılma payı sahipleri

V. Usul Sorunları

A. Görev

Uyuşmazlık, SPK’nın kamu gücüne dayanan gözetim faaliyetinden kaynaklandığından idari yargının görev alanındadır. Dava konusu karar, ülke çapında uygulanacak bir düzenleyici işlem değil, belirli portföy yönetim şirketlerine ve fonlara yönelen bir işlem olduğundan, ilk derece görevli merciin idare mahkemesi olduğu değerlendirilmektedir.

B. Yetki

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 36. maddesi, idari sözleşmelerden doğanlar dışındaki tam yargı davalarında yetkili mahkemeyi sırasıyla şöyle belirler: zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkeme; zarar bir hizmetten veya idarenin eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer; diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesi.[19]

Burada özel bir belirsizlik bulunmaktadır. SPK’nın açıklamasına göre Kurulun kanuni merkezi İstanbul’dur; ancak merkez taşınma işlemleri tamamlanana kadar Kurul Ankara’da bulunmaktadır.[10] Hizmetin fiilen görüldüğü yerin tespiti, yetki itirazı riskini doğrudan etkileyeceğinden, dava dilekçesinde yetki gerekçesinin ayrıca açıklanması yerinde olacaktır.

C. Husumet

SPK, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu yapısı olduğundan, davanın doğrudan Kurul’a yöneltilmesi gerekmektedir.[10] Tasfiye memuru olarak görevlendirilen bankaların tasfiye sürecindeki işlemleri ise ayrı bir sorumluluk rejimine tabi olup bu yazının kapsamı dışındadır.

VI. Davanın Zayıf Noktaları ve Olası Karşı Argümanlar

Hukuki dayanağın varlığı, davanın kazanılacağı anlamına gelmemektedir. Aşağıdaki hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyoruz.

A. İlliyet bağı

En ciddi itiraz, zararın asıl kaynağının SPK değil, fonları yöneten kişi ve kuruluşlar olduğudur. İdarenin üçüncü kişilerin fiilinin illiyet bağını kestiğini savunması pek muhtemeldir. Bu itirazın aşılması için zararın tamamının değil, yalnızca SPK’nın gecikmesiyle bağlantılı kısmının dava konusu edilebileceği söylenebilir.

Uygulamaya dönük bir hesap modeli ise şu dört veri üzerine kurulabilir: SPK’nın müdahale etmesi gereken tarih, o tarihteki katılma payı değeri, fiilen gerçekleşen değer ve aradaki fark.[20] Örneğin bir yatırımcının toplam zararının bir kısmı, makul müdahale tarihinden önce zaten doğmuşsa, bu kısım SPK’ya yüklenemeyecektir. Hesabın bilirkişi incelemesiyle yapılacağını öngörüyoruz.

B. Zararın henüz kesinleşmemiş olması

Tasfiye süreci en fazla altı ay sürecektir.[5] Yatırımcının nihai zararı, yatırdığı tutar ile tasfiye sonunda alacağı pay arasındaki farka göre belirlenecektir. Bu durum, dava zamanlaması bakımından bir gerilim yaratmaktadır. Süreler işlemeye devam ederken zararın miktarı tabii ki henüz belli değildir.

Bu problemin makul çözümü, sürelerin kaçırılmaması için idareye başvurunun ve gerekirse davanın zamanında ikamesi, zarar miktarının ise tasfiye sonuçları ve bilirkişi incelemesiyle netleştirilmesidir.

C. Takdir yetkisi ve yerindelik denetimi yasağı

İdare, düzenleme yapmanın zamanlaması ve içeriği konusunda geniş bir takdir yetkisine sahiptir. İdari yargının yerindelik denetimi yapamayacağı ilkesi karşısında SPK, hangi tedbirin ne zaman alınacağının kendi takdirinde olduğunu savunacaktır. Bu savunmaya karşı ileri sürülebilecek temel iddia, takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, idarenin bizzat kamuya açıkladığı bir riski bilmesinin takdir alanını daralttığı olacaktır.

D. Yatırımcının müterafik kusuru

Kriz kapsamındaki fonlar arasında serbest fonlar da bulunmaktadır ve serbest fonlar kural olarak nitelikli yatırımcılara yöneliktir.[7] İdare, yüksek riskli bir ürünü bilerek tercih eden yatırımcının zararın doğmasına katkıda bulunduğunu savunabilir. Bu itiraz, davayı tümden ortadan kaldırmasa da tazminattan indirim yapılmasına yol açabilir. Yatırımcıya sunulan risk bildirimleri ve satış sürecindeki bilgilendirmenin yeterliliği bu noktada belirleyici olacaktır. Nitekim, bu denli yüksek miktarlarda yatırım yapan/yapabilen bir vatandaşın, bilinçli bir yatırımcı olduğu ve finansal riskleri öngörebileceği yönündeki bir görüş de hayatın olağan akışına kanımızca uygun olacaktır.

E. Düzenleyici kurumlar için sorumluluk ölçütü

Karşılaştırmalı hukukta, finansal denetim otoritelerinin sorumluluğu için ağır kusur arayan yaklaşımlar mevcuttur. Türk hukukunda bu konuda yerleşik bir ayrım yapılıp yapılmayacağı ise tartışmalıdır. İdarenin, denetim faaliyetinin karmaşıklığına dayanarak daha yüksek bir kusur eşiği savunması beklenebilir.

VII. Sonuç

Tera Portföy ve krizden etkilenen diğer fonların yatırımcılarının SPK aleyhine tam yargı davası açabileceği yönündeki düşünce, hukuken temellendirilebilir niteliktedir. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı tazmin yükümlülüğünü, 167. maddesi ise devletin sermaye piyasalarının sağlıklı işleyişini sağlama görevini düzenlemektedir. 6362 sayılı Kanun ise denetim faaliyetini doğrudan yatırımcıların korunması amacına bağlamaktadır.

Bununla birlikte davanın başarısı, bazı hususların ikna edici biçimde ortaya konmasına bağlıdır. İlk olarak hizmet kusuru, genel bir denetim yetersizliği iddiasıyla değil, SPK’nın riski bildiği tarihler ve alınmayan somut tedbirlerle ispatlanmalıdır. İkinci olarak illiyet bağı, zararın SPK’nın gecikmesine bağlanabilen kısmıyla sınırlı tutulmalıdır. Üçüncü olarak da zarar, tasfiye paylarının ve özel hukuk yollarıyla elde edilen tutarların düşülmesiyle hesaplanmalıdır.

Süreler bakımından iki kritik tarih bulunmaktadır: 17 Eylül 2026 tarihli karara yönelik işlem kaynaklı yolda temkinli son dava tarihi 16 Kasım 2026, gözetim eksikliğine dayanan eylem kaynaklı yolda ise temkinli son idareye başvuru tarihi 15 Eylül 2027‘dir.

Katılma payı alım belgeleri, iade talimatları, fon izahname ve içtüzükleri, yatırımcıya sunulan risk bildirimleri ve KAP açıklamaları, her iki dava yolunda da delil olabilecektir. Bu belgelerin eksiksiz saklanması, davanın hangi yoldan açılacağından bağımsız olarak önemlidir.

Bu tür uyuşmazlıklarda bir avukattan hukuki destek almanızı öneririz.

Kaynaklar

  1. Anadolu Ajansı, “SPK Başkanı Gönül: Fonları kötüye kullananlara ceza vermekten çekinmeyeceğiz”, 04.11.2025. aa.com.tr
  2. T24, “10 soruda A’dan Z’ye fon krizi: Nasıl başladı, bugüne nasıl gelindi, zararın büyüklüğü ne, kamu maliyet üstlenecek mi?”, Eylül 2026. t24.com.tr
  3. ParaMedya, “Türk fonlarından SPK’ya MSCI çağrısı: Borsadaki sert hareketler Türkiye’nin statüsünü tehdit ediyor”. paramedya.com
  4. Bloomberg HT, “SPK’dan serbest fonlara sert fren”. bloomberght.com
  5. Sermaye Piyasası Kurulu, “Tasfiye Konusu Fonlara İlişkin Süre Düzenlemesi”, Basın Duyurusu, 21.09.2026. spk.gov.tr
  6. “SPK Bülteni 2026/60: 7 Portföy Şirketinin Fonları İşleme Kapatıldı, Özkaynak Oranı Esnetildi”. musavirlerkulubu.com.tr
  7. Hukuki Haber, “SPK Fon Tasfiyesi Kararı: Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy Yatırımcılarının Hukuki Hakları”. hukukihaber.net
  8. NTV, “500 binden fazla kişiyi etkileyen fon krizi nasıl gelişti, bundan sonra ne olacak?”. ntv.com.tr
  9. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, m.1
  10. Sermaye Piyasası Kurulu, “Sermaye Piyasası Kurulu’nun Oluşumu” ve “Görev, Yetki ve Sorumluluklar”. spk.gov.tr
  11. Danıştay İDDGK, 26.06.1998, E.1998/355, K.1998/277, Danıştay Dergisi, S.98, s.67-69 (aktaran: Meltem Kutlu Gürsel, “Sermaye Piyasası Kurulu’nun Denetimi”). dergipark.org.tr
  12. Aysema Pelin Şaşmaz, “İdarenin Sorumluluğu ve Danıştay Kararlarındaki Görünümüne Genel Bakış”, JEBPIR, 2016, C.2, S.2, s.211-235; Danıştay İDDGK, E.2012/1657, K.2014/3421, 03.11.2014 (aktaran: Şaşmaz). dergipark.org.tr
  13. Ercan İnan, “Yatırımcı dava açabilir: Fon balonunun daha da şişmesi için tam 10 ay niye beklendi?”, Haber Hürriyeti, 13.09.2026. haberhurriyeti.com
  14. Aida Grgić ve diğerleri, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Mülkiyet Hakkı”, İnsan Hakları El Kitapları No.10, Avrupa Konseyi, 2007. anayasa.gov.tr
  15. AİHM, Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30.11.2004. insanhaklari.gen.tr
  16. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.7 ve m.12.
  17. Av. Adem Tarla, “Fon Tasfiyesinde Asıl Soru”, Turan Gazetesi, 21.09.2026. turangazetesi.net
  18. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.13.
  19. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.36.
  20. “TLY ve Tera Fonlarında Zarar: SPK’ya Dava Açılabilir mi?”, 18.09.2026. sezgenhukuk.com

Av. Sinan Cem GÖDE
Av. Sinan Cem GÖDE

Av. Sinan Cem Göde, Ankara’da yaşayan ve aktif olarak çalışan bir avukat olarak; Vergi Hukuku, İş Hukuku ve Ceza Hukuku başta olmak üzere geniş bir yelpazede hukuki hizmet vermektedir. Danışmanlık, dava takibi, sözleşme hazırlama ve uyuşmazlık çözümü konularında müvekkillerine etkili çözümler sunmaktadır. → Daha fazlası

Bunu beğen: