30 Temmuz 2026 — Av. Sinan Cem GÖDE

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorun var. Sahte bir kambiyo senediyle takip başlatılıyor. Ardından borçlu, menfi tespit davası açıyor. Bu noktada kritik bir soru gündeme geliyor: Mahkeme, HMK 209/1 ihtiyati tedbir kararı vererek icra takibini durdurabilir mi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu hayati soruya cevap verdi. Daire, 2026/1452 Esas ve 2026/2851 Karar sayılı ilamıyla uyuşmazlığı giderdi. Bu karar, hukuk camiasında büyük yankı uyandırdı. Gelin, kararın detaylarını birlikte inceleyelim.

Uyuşmazlığın Temelinde Ne Yatıyor?

Olayın özünde iki farklı kanun maddesi var. Bunlardan ilki İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi. Diğeri ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 209. maddesi. Bölge Adliye Mahkemeleri bu maddeleri farklı yorumluyordu. Bir kısım daireler, İİK 72/3 hükmünü özel düzenleme olarak görüyordu. Bu görüşe göre takipten sonra açılan menfi tespit davasında takibin durdurulması mümkün değildi. Mahkeme ancak icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine karar verebilirdi.

Diğer bir kısım daireler ise farklı bir yaklaşım sergiledi. Onlar, HMK’nın 209. maddesindeki özel düzenlemeye vurgu yaptı. Bu hükme göre, adi senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde o senet hiçbir işleme esas alınamazdı. Bu görüş ayrılığı, vatandaşlar için ciddi bir hukuki belirsizlik yarattı. İşte bu nedenle Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi devreye girdi. Uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay’a başvurdu.

Yargıtay’ın Kararındaki Kritik Kanun Maddeleri

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, değerlendirmesini iki temel kanun maddesi üzerine kurdu. Öncelikle İİK’nın 72. maddesindeki açık hükmü hatırlattı:

İcra ve İflas Kanunu Madde 72/3:
“İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.”

Bu hüküm, icra takibini durdurma konusunda genel bir yasak öngörür. Ancak Yargıtay, meseleyi burada bırakmadı. Ardından HMK’nın 209. maddesini mercek altına aldı:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 209/1:
“Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.”

Yargıtay, bu iki düzenleme arasındaki hassas dengeyi kurdu. İİK’daki genel yasağın mutlak olmadığını belirtti. HMK 209/1’in sahtecilik iddiasına özgü, çok daha özel bir koruma getirdiğine dikkat çekti. Çünkü sahtecilik, senedin varlığını kökünden sakatlayan ağır bir iddiadır.

Peki Bu Boşluk Nasıl Doldurulacak?

Yargıtay, HMK 209/1’in uygulanması için önemli bir şart koştu. Her sahtecilik iddiası, takibi kendiliğinden durduramaz. Aksi takdirde kötü niyetli borçlular, sırf takibi geciktirmek için bu yola başvurabilirdi. Bu da alacaklının mağduriyetine ve kambiyo senetlerine olan güvenin sarsılmasına yol açardı. Yargıtay tam da bu noktada, HMK’nın ihtiyati tedbirle ilgili genel hükmüne başvurdu.

Mahkeme, HMK 390/3’teki “yaklaşık ispat” kriterini devreye soktu. Buna göre borçlunun sadece iddia etmesi yeterli değildir. Sahtecilik iddiasını güçlü delillerle desteklemesi şarttır. Kararda bu durum şöyle ifade edilmektedir:

Esas No : 2026/1452, Karar No : 2026/2851 sayılı ilamdan doğrudan alıntıdır: “…dayanılan belgenin sahteliğinin tam bir “yaklaşık ispatı” gösteren şekilde alacaklı hakkında bir ceza davası bulunması veya dava açılmamış olsa bile iddia edilen sahtelik nedeniyle tutuklanması, cumhuriyet savcılığınca yapılan soruşturmada rapor alınması gibi somut olguların olması (delil ve emarelerin bulunması) halinde alacaklı ve borçlunun menfaat dengesi ilkeleri de gözetildiğinde HMK’nın 309. maddesinin uygulama yeri bulacağının kabulü gerekir.”

Karardaki “HMK’nın 309. maddesi” ifadesi, yazım hatası olup “HMK’nın 389. maddesi” olarak anlaşılmalıdır. Zira kararın bütünü ihtiyati tedbirin genel şartlarına atıf yapmaktadır.

Kararın Uygulamaya Etkisi Ne Olacak?

Bu içtihat, uygulamada ezberleri bozacak niteliktedir. Artık sahtecilik iddiasıyla açılan menfi tespit davalarında mahkemelerin eli güçlenmiştir. Hakim, somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapacaktır. Eğer ortada ceza dosyası, bilirkişi raporu gibi güçlü deliller varsa, takibin durdurulmasına karar verebilecektir. Bu durum, mağduriyetlerin hızla giderilmesinin önünü açar.

Öte yandan karar, alacaklının haklarını da korumaktadır. Sadece soyut bir iddia ile takibin durması mümkün değildir. Mahkeme, borçludan teminat alarak alacaklının olası zararlarını da güvence altına alacaktır. Yargıtay, bu dengeyi kararında şu şekilde kurmuştur:

Esas No : 2026/1452, Karar No : 2026/2851 sayılı ilamdan doğrudan alıntıdır: “…Kanun Koyucu, alacaklının menfaatini koruyacak düzenlemeye de 209. maddenin üçüncü fıkrasındaki ‘…Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir…’ hükmünde yer vermiştir. Böylece kambiyo senedine dayalı olarak takip yapan alacaklının hem de sahtelik iddiasında bulunan borçlunun menfaat dengesinin gözetildiği görülmektedir.”

Sonuç ve Değerlendirme

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu önemli kararıyla hukuki belirsizliği sona erdirdi. Kambiyo senetlerine özgü takipte, sahtecilik iddiasına dayalı menfi tespit davasında HMK 209/1 ihtiyati tedbir kararı verilmesinin yolunu açtı. Ancak bu yolu, “yaklaşık ispat” gibi sıkı bir koşula bağladı. Bu sayede hem kötü niyetli borçluların ekmeğine yağ sürülmeyecek. Hem de gerçek mağdurlar için etkin bir hukuki koruma sağlanacak.

Sonuç olarak, bu karar menfaat dengesini gözeten, hukuk devleti ilkesini pekiştiren çok değerli bir içtihat olmuştur. Takip hukuku alanında çalışan tüm avukatların ve hukukçuların bu kararı titizlikle incelemesi gerekir.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Soru 1: Her sahtecilik iddiasında mahkeme takibi durdurur mu?

Cevap: Hayır. Yargıtay’a göre, sadece iddia yeterli değildir. Mahkemenin, ceza dosyası veya güçlü bir bilirkişi raporu gibi somut delillerle “yaklaşık ispat” koşulunun gerçekleştiğine kanaat getirmesi şarttır.

Soru 2: Mahkeme takibi durdurursa alacaklının zararı nasıl önlenir?

Cevap: Mahkeme, takibin durdurulmasına karar verirken borçludan teminat alır. Bu teminat, davanın reddi halinde alacaklının uğrayacağı gecikme zararlarını ve tazminatları güvence altına alır.

Soru 3: Bu karar sadece bonolar için mi geçerlidir?

Cevap: Karar, “kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu” başlığı altında verilmiştir. Bu nedenle bono, poliçe ve çek gibi tüm kambiyo senetlerini kapsar.

Soru 4: HMK 209/1’deki “herhangi bir işleme esas alınamaz” ifadesi ne demektir?

Cevap: Bu ifade, sahteliği iddia edilen senedin bir delil olarak kullanılamayacağı anlamına gelir. Yargıtay’ın bu son kararıyla, belirli şartlarda icra takibinin de bu kapsamda durdurulabileceği netleşmiştir.

Soru 5: Takipten önce açılan menfi tespit davasında durum farklı mıdır?

Cevap: Evet, farklıdır. İİK 72/2 hükmü açıktır. Takipten önce açılan davada mahkeme, talep üzerine ve teminat karşılığında icra takibinin durdurulmasına karar verebilir. Burada HMK 209’un tartışmalı uygulamasına genellikle ihtiyaç kalmaz.

Av. Sinan Cem GÖDE
Av. Sinan Cem GÖDE

Av. Sinan Cem Göde, Ankara’da yaşayan ve aktif olarak çalışan bir avukat olarak; İş Hukuku ve Ceza Hukuku başta olmak üzere geniş bir yelpazede hukuki hizmet vermektedir. Danışmanlık, dava takibi, sözleşme hazırlama ve uyuşmazlık çözümü konularında müvekkillerine güvenilir ve etkili çözümler sunmaktadır. → Daha fazlası

Bunu beğen: